4 Şubat 2010 Perşembe

Siz uyandığında yanında annesini bulan çocuklardan mıydınız?

Çalıştığım hastanede sıkıcı bir nöbet akşamı... Gece yarısına doğru güvenlik personeli, 30 yaşlarında, düzgün görünüşlü bir adamla yanıma geliyor. Adam, hastanemizde yatan babasına refakat etmek istiyor. Güvenlik, onu yukarı almamakta direniyor, o ise çıkmak için ısrar ediyor.

Nöbetçi doktor olarak acilen benim duruma el koymam gerekiyor.

Saate bakıyorum, 12'ye geliyor...

‘Oldukça geç olmuş' diyorum, ‘Saat 23.00'ten sonra refakatçi ve ziyaretçi kabul etmiyoruz. Hastaların güvenliği için...'

Umudunu bana bağlamış olan adam, birdenbire ağlamaya başlıyor.

Önce sessizce, sonra hıçkırarak.

Belli ki sinirleri bozuk...

Aynı anda ‘Benim hatam... Geç kaldım... Yetişemedim...' gibi şeyler mırıldanıyor. Bir telefonla babasının durumunu öğreniyorum. ‘Endişelenmenize gerek yok' diyorum, ‘Durumu gayet iyi. Bir süre daha kendisini misafir edeceğiz, o kadar...'

*

Biraz açılıyor...

Özel bir şirkette yönetici. Babası 20 gündür bizim hastanede. Her gece 10 buçuktan sonra babasının yanında refakatçi olarak kalıyor, sabah 7 olmadan da kendi evine koşuyor...

‘Vay be' diyorum içimden, ‘Ne oğullar var!'

Adam sabah işe gidiyor, akşam eve geliyor, gece hastanede babasının yanında refakatçi olarak kalıyor, sonra tekrar eve gidiyor, zahir duş-muş alıyor ve sonra tekrar işe gidiyor.

‘Zor olmuyor mu?' diyorum.

‘Oluyor ama katlanıyorum...'

‘Tabii babanız için...'

‘Yoo, hayır çocuklarım için!'

Allah Allah! Bu hikaye gittikçe ilginçleşiyor...

7 ve 9 yaşında iki oğlu var -cüzdanından fotoğraflarını çıkarıyor, gösteriyor-, işten eve gelince her gün onları uyutuyor, sonra soluğu bizim hastanede alıyor. Sabahları da oğulları uyanmadan yine eve geri dönüyor. Ama işte bugün onları uyuturken o da uyuyakalmış, refakatçi saatini kaçırmış...

‘Anneleri yok mu?' diyorum.

‘Var ama her şeye yetişemiyor... Ben de elimden geldiğince ona yardımcı olmaya çalışıyorum...' diyor.

*

Durumdan çok etkileniyorum.

Karşımda yeni model bir baba duruyor...

‘Bu gece için size bir ayrıcalık tanıyacağız, buyrun yukarı çıkın' diyorum. O tam gidecekken aklıma takılan soruyu sormadan edemiyorum:

‘Çocuklarınız kendi başlarına uyuyup uyanamazlar mı?'

‘Uyanırlar tabii ama benim hassasiyetimi ancak annesi babası çalışan çocuklar anlar. Ben de onlardan biriydim. Annen baban çalışıyorsa.... Senin ne zaman ihtiyacın olsa yanında bulamazsın. Ancak onların zamanı uygun olursa... Tuhaf bir yalnızlık ve terk edilmişlik duygusuyla büyürsün...'

‘Ama avantajları da vardır herhalde...'

‘Olmaz mı? Bütün gün karışanın yok. Özgür büyürsün. Oyunlarını, oyuncaklarını kendin yapıp geliştirdiğin için elin işe yatkın olur. Bu çocuk ileride becerikli olacak derler. Olursun da....'

‘O zaman sorun ne?'

‘Sorun uykularda... Çoğumuz unuttuk, küçükken uykuya dalmaktan hoşlanmaz, uykumuz geldiğinde huzursuz olurduk. Çünkü uyuyup uyandığımızda anne ve babamızı yanımızda görememekten, rüyalarda kaybolmaktan, yalnız ve korunmasız kalmaktan korkardık. Uykuya dalmadan önce yanımızda olmalarını, elimizi tutmalarını isterdik. Uyanır uyanmaz ise hemen odalarına koşar, yerlerinde olup olmadıklarına bakar, ancak öyle ayrılırdık rüyalarımızdan...'

‘Böyle söylüyorsunuz ama siz de benzer bir aile modeli kurmuşsunuz...'

‘Evet ama ben yaşadıklarımın farkındayım. Çocuklarım o terk edilmişlik duygusunu yaşamasın istiyorum. Uykuya dalarken ve sabah kalktıklarında yanlarında olduğumu bilsinler istiyorum. İşte bu nedenle babamın yanına bir hırsız gibi gece yarısı gelip, güneş doğmadan evime dönüyorum...'

‘Bütün bunlardan babanızın haberi var mı?'

Cevap vermiyor, sadece odadan çıkarken gülümsüyor:

‘O hálá farkında değil ama şimdi biri daha farkında!'

DR. Mehmet UHRİ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder