Aslında Defne için açtığım bir blogtu ama beğendiğim yazıları da paylaşmak istiyorum- belki de yeni birblog açmalıyım kendime- burda bir blogta buldum bu bu yazıyı ve çok hoşuma gittiği içinde sizlerle paylaşmak istedim:
Sevgilim!,
15. evlilik yıl dönümümüz şu dakikalarda başladı. Henüz eve gelmedin ve ben sen gelmeden bu mektubu bitirmek istiyorum.
Nasıl da geçti 15 yıl..?
İlk karşılaşmamızı hatırlıyor musun? Betonarme dersini veremiyordum. Okulum uzamak üzereydi. Nesrin bana senden bahsetmişti, bir türlü kim olduğunu çıkartamamıştım. Sonunda Nesrin seni tarif etmekten bezip beni yanına getirmişti. Kantinde bir iki arkadaşınla oturuyordun. Ve ben dört sene boyunca seninle aynı sınıfta olduğumuza inanamamıştım. Durumu anlatıp senden ders notlarını istemiş, sen de dilersem beni çalıştırabileceğini söylemiştin. O zamanlar bu gözlüklü çocuğun bir gün benim kocam olacağını söyleselerdi heralde sadece gülerdim. Hoş şu anda da gülüyorum ama, sana değil kendime.
Nasıl olup da seninle evlendim? Her ağzımı açtığımda sanki bir dakika önce atomu parçalamaşım da onu sana anlatıyormuşum gibi beni ağzı açık ayran budalası gibi dinlemenden, sana ne zaman kızsam beni çiçeklere boğmandan, yavru köpek gibi peşimde dolaşıp durmandan etkilenmiş olabilir miyim? Bilmiyorum...
O zamanlar sen de birçok şeyi bilmiyordun. Misal mi? Giyinmeyi, saçını taramayı, hediye seçmeyi, öpüşmeyi -diğer konuya girmeyeceğim merak etme- güzel yemek yemeyi, doğru dürüst araba kullanmayı daha fazla uzatmayayım kısaca hiç bir boku bilmiyordun. Bildiğin tek şey, eşek gibi çalışmaktı. Sabah 7'de evden çıkar akşam da en erken 9'da yorgun argın eve gelir, bütün gün işte olan biteni anlatırdın. Her şey geleceğimiz ve henüz doğmamış bebeğimiz içindi. Çünkü ben ve doğması muhtemel bebek her şeyin en iyisine layıktık. Tek meziyetin kafanın çalışmasıyla doğru orantılı olan çalışkanlığındı. Kısa zamanda bu çalışkanlığının karşılığını da aldın. Hızla yükseldin, maaşın arttı.
İlk evimizi hatırlıyor musun? Elbette hatırlıyorsun, nasıl unutabilirsin ki? Biz bu seçkin semtteki, 4 oda, 1 salon, 2 banyo ve 1 kilerden oluşan lüks evimize taşınınca bekar bir çocuğa kiraladığın ev. Nasılda mutlu olmuştun o evi aldığımızda. Sanki iki oda bir salon olmak evin suçuymuş da ben bir türlü onu affetmiyormuşum gibi, evi gözümde ne kadar parlatacağını şaşırırdın. Yok komşularımız çok tatlıymış, yok işine 15 dakika mesafedeymiş, hem küçük evin işi daha kolay olurmuş, yok bilmem neymiş... Kaç yıl oturuduk o evde? 3 yıl mı? Galiba o ev sana uğurlu gelmişti. Önlenemez yükselişin de o üç yıl içinde oldu. Bu eve taşınırken bütün eski eşyalarımızı, bebek yapma umudumuzu ve asıl o seni 2+1'de bıraktık. Artık yüksek mevkide bir adamdın, paran vardı, giyinmeyi biliyordun, ağzın laf yapıyordu vesaire vesaire...
Çok seyehat ediyordun. Işıl ışıldın ve senin aslında ne olduğunu benden başka bilen ve hatırlayan da kalmamıştı çevrende. Sanki bir yıldız olarak doğmuştun ve göz kamaştırıyordun.
Sanırım bütün o kadınlarda o ışığından kör oluyorlardı. İlk, satınalmada çalışan kısa siyah saçlı, sonra cafe işleten o kızıl, Ankara’daki sarışın... Böyle, böyle uzadı liste. Ve ben her şeyi görmezden geldikçe sen daha da rahatlayıp 2+1 i kullanmaya başladın, hani bekar bir adama kiraladığın evi, yoksa o bekar adam sen miydin?
Sevgilim! pek çok şeyi anlayabiliyorum. Yapılması gerekeni zamanında yapamayan herkes gibi, eline fırsat geçtikçe o yılların intikamını aldın. Serserilik edilecek yaşları sersemlik ederek geçirmiştin ve kızlar sersemleri değil serserileri seçerdi. İyi terbiye almış, kafası çalışan zeki çocuğa değil, sınıfın itine aşık olurlardı. Ve sen 30'undan sonra it oldun. O zamanlar yüzüne bakmayanlar şimdi peşinde koşuyordu. Hepsini de sen terk ettin. En iyi intikamın da buydu. Aslında hiçbirine aşık filan da olmadın. Onlar sadece egonu beslediler. Ve erkek arkadaşlarına hava atarken rakı masasında mezen oldular.
Biliyorum asla beni terk etmeyeceksin. Çünkü üstündeki yaldızı biraz kazıyınca altından gene o bildiğimiz adam çıkacak bunu sen de en az benim kadar biliyorsun. İşte o yüzden de gidemiyorsun. Ama benim de gidemeyeceğimi sanmana hayret ediyorum. Bana verdiklerinin beni bu evde tutmaya yeteceğine inanmana da... Kendinle o kadar meşgulsün ki, kafanı kaldırıp bana bakmayı unuttun. Oysa sadece on dakika dikkatle baksaydın anlardın ve hatta görürdün. Ama sanırım sen de kendi ışığından kör olmuş durumdasın.
Sevgilim!, ekte avukatımın hazırladığı boşanma anlaşması var. Bunu imzalayacağını ve bu konuda sorun çıkarmayacağını umuyorum. Ve aslına bakarsan çıkaracağın hiçbir şeyi de umursamıyorum. Evrakları avukatıma iletirsen bu iş bir an önce hallolur. Ekte onun da bilgilerini bulabilirsin. Aslına bakarsan bulamayacağın tek şey benim. Çünkü bir süreliğine şehirde olmayacağım. Bebeğim doğana kadar sakin ve huzurlu bir yerde olmak istiyorum. Haaa! Bu arada bebek 3 aylık, ben senin yerinde olsam hesap yapmaya uğraşmazdım...
Sevgiler!
Karın
Alıntıdır
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder